Hayata Dair

Matbaa Ne Zaman Bulundu? Osmanlı’da İlk Matbaa Kurulma Tarihi

Matbaa ne zaman bulundu? Sorusu, ile bilimin ne zaman daha fazla yayıldığı merakının cevabıdır. Matbaanın bulunma tarihi, Avrupa’da 14. Ve 15.yy olarak bilinmektedir. Johannes Gutenberg’in icadı ile kurulmuştur. Kendisi modern matbaacılığın kurucusu olarak kabul edilir ve Avrupa’da yazı döneminin kalıcı olmasını sağlayan kişidir.

Osmanlı dönemi ıslahatlar ile başlayan modernleşme sürecinde İbrahim Müteferrika’nın katkıları ile Türkiye’ye girmiştir. Böyle bir gelişmenin olması sonucunda daha fazla kitap basılması umulurken, kitap basımlarının az olduğu görülür. Yazının icadı Sümerlere kadar dayanır ve ardından tarihte ilk olarak Uzak Doğu’da kullanılan basım dönemi tüm dünyaya yayılmıştır. İnsanların gelişimi ve tarihlerini silinmez bir biçimde arkalarında bırakmak için gerekli bir buluştur.  Osmanlı döneminde 1800’lü yıllar civarında matbaanın işletmeler olarak açıldığı bilinir.

Osmanlı’da İlk Matbaa Hangi Dönemde Kuruldu?

Osmanlı’da ilk matbaa, İbrahim Müteferrika’nın önderliğinde ıslahat hareketleri ve fermanı sonucunda ortaya çıkmış bir gelişmedir. Özellikle, toplumun modernleşmesi ve gelişmesi hem eğitim alanında hem de sanat alanında öncelikli alanlar olmuştur.

Bayezid zamanında on dokuz ve Yavuz Sultan’ın tahtta olduğu dönemde otuz üç adet kitabın basıldığı bilinmektedir. Basılan bazı kitaplar, Vankulu, Arba’ah Turim ve Kitab-i Lügat-i gibileri olmuştur. Kitapların bazılarının üzerinde padişahların adlarının da yazıldığı bilinmektedir. Toplumların gelişimi için yazı ve iz bırakma işleminin birbiri ile ilişkili olması gerekir. Böylelikle, gerek Batı gerek Doğu toplumları tüm tarihi serüvenlerini kanıtlayacak bir geçmişin izini basım ve yayını kurumsallaştırarak ortaya koyabilir.

Osmanlı’da İlk Matbaayı Kim Kurdu?

Osmanlı’da ilk matbaayı 1726 yılında Osmanlı toplumunun da desteğini alarak İbrahim Müteferrika kurmuştur. Kendisi bu alanda öncü olan bir kişi olarak bilindiği gibi toplum yapısının tarihini aktarmasına da yardımcı olacak bir girişimde bulunmuştur.

Sanat, edebiyat ve birçok yazın alanında eserlerin basılabildiği böyle bir olanağın sağlanması insanları entelektüel anlamda geliştirir. Hem Batı, hem Doğu toplumları kendi tarihlerinin izini bırakacak bir atılım sağlamıştır. Çünkü, sözün hükümsüz olması yazının kalıcı olması deyimlerde dahi ders niteliğinde bir söylem olmuştur. Metinlerin kalıcı olarak basılması ve çeşitli halk kitlelerine yayılması okur yazar oranını da artırıcıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu